Mustafa Okan YAĞCI

Mustafa Okan YAĞCI

İsmim Mustafa Yağcı. Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 yılı mezunuyum.

Bugüne kadar birkaç defa web sitesinde yayınlanmak üzere bazı konulardaki gözlemlerimi paylaşmak için bir iki defa yazı yazmıştım. Şimdi ise mezun olmuş bir Yeditepeli olarak hukuk fakültesinde geçirdiğim dört yıllık sürede bilerek ya da bilmeyerek neler yaptığımı ve sonuçlarında neler kazanıp neler kaybettiğimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü ben fakülteye yeni başlamış bir öğrenci iken ya üst dönemde olan arkadaşlarımdan ya da hocalarımızdan nasıl bir hukukçu olunmalı, mezun olmadan önce neler yapmak gerekli, fakülte aslında bize neler sunmakta ve bunları ne şekilde değerlendirilmeli diye öğrenebilmek için çok çabaladım. Bu çabalarım sonucunda neyi, ne kadar doğru anladığımı veya bunları doğru uygulayıp uygulayamadığıma -eğer bu yazının devamını okursanız-  siz gelecekteki meslektaşlarım karar vereceksiniz. Bu yüzden ön koşul olarak fakülteden iyi bir ortalama ile mezun olmanın ve derslerde başarılı olmanın yanında ekstra çaba göstererek neler yapılabilinir ve bunların ileride ne işe yarayabileceğine dair özellikle fakülteye yeni başlamış arkadaşları düşünerek bu yazıyı yazıyorum.

2005 yılında Nazilli Anadolu Lisesi’nden mezun olduğumda tek bildiğim bir şey vardı: “hukuk fakültesinde okuyacaktım”. Yüksek kabul edilebilecek bir puana sahiptim ve önümde bir çok ihtimal vardı. Liseden yeni mezun olmuş, tüm hayatını Aydın ilinin bir ilçesinde geçirmiş, İstanbul’a tek başına gitmek denildiğinde garip bir korku yaşayan ve üniversitenin ne olduğuna dair çok çok az bir bilgiye sahip bir kimse olarak tüm hayatımı etkileyecek bir karar vermenin eşiğindeydim.

O dönem heyecan içinde üniversiteleri araştırırken Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin internet sitesinde diğer fakültelerin yazdıklarından farklı kavramlara denk gelmiştim. Yabancı dilin önemi, uluslararası hukuk gibi hep duyduğum ancak pratikte öneminin ne olduğunu bilemediğim sözcüklerdi bunlar.

Bir sürü tereddüt içerisindeyken bir de üzerine bu şekilde cevabını bilmediğim daha da özel sorular eklenince belki bir yardımı olur diye ve çok da ümitli olmayarak üniversiteye telefon açmaya karar verdim. Üniversitenin santralini aradım, o birisine aktardı, o başka birisine aktardı derken karşımdaki kişiye bu anlamadığım tüm kavramları sorma ve cevap alma şansını yakaladım.

Konuşmanın sonunda ise bana “sen meraklı gibisin bu konulara, daha detaylı merak ettiğin, fakülte hakkında sormak istediğin bir şey varsa mail at bana” cevabını aldım ve hemen arkasından da o kişinin mail adresine on dört yaşımda almış olduğum ve bir dinazor türünün isminden ibaret olan çocuksu mail adresim ile bir mail attım.

Sonrasında gelen cevapta ise hem kafamdaki tüm soru işaretleri ortadan kalktı hem de telefonda konuştuğum ve tüm sorularıma cevap veren kişinin fakültemizin dekanı Prof. Dr. Haluk Kabaalioğlu olduğunu öğrendim. Yeditepe Üniversitesi ile ilk irtibatım bu şekilde olmuştu ve almış olduğum yanıtlar sayesinde kafamda olmak istediğim hukukçu modelinden artık emindim.

Fakülteye başvurumu yaptım ve fakültenin “altıncı katından” (Dekanlık katından) yayılmaya başlayarak insanların ismimden sonra “dinazor” diye tanıdığı fakülte öğrencisi olarak Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde yerimi almış oldum.

EGE’YE DÖNEREK AVUKATLIK YAPMAKTAN NİYE VAZGEÇTİM?

Fakülteye başladığım ilk günden itibaren –lisedeki Ege’ye geri dönerek avukatlık yapma fikrimi bir kenara bırakıp Yeditepe Üniversitesi’nin ve fakültemin bana vermiş olduğu imkanlardan sonuna kadar yararlanarak İstanbul ve hatta yurt dışına ulaşabilmek için elimden gelen herşeyi yapmaya sonuna kadar kararlıydım. Bu hususta yazları da dahil olmak üzere memlekete dönmeyip İstanbul’da kalmak niyetindeydim ki gerçekten de durum aynen öyle oldu.

Fakültedeki ilk yılımda derslerin yoğun temposuna ek olarak üniversite içi kulüplerde aktif şekilde çalışarak farklı şehirlerdeki bir çok üniversiteye gitme ve farklı üniversitelerden çok geniş bir çevre edinme imkanı buldum. Bu sayede tanışmış olduğum arkadaşlarla, özellikle hukukçularla, mezun olduktan sonra farklı hukuk bürolarında ortak projelerde uyumlu bir şekilde çalışma imkanı yakaladım, ki bu sayede üniversite içi kulüpler sayesinde avukatlar için sosyalliğin aslında ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrenmiş oldum.

Birinci sınıfın yaz tatilinde ise İstanbul’da kalarak Amsterdam Üniversitesi’nin düzenlediği yaz programa katıldım. Birinci sınıfı yeni bitirmiş olmama rağmen hayatında ilk defa Avrupalı profesörlerden ders dinlemek ve dilim döndüğünce bazı konuları tartışabilmek benim için o zaman çok büyük bir mutluluk olmuştu.

Aynı şekilde ikinci sınıfın yaz döneminde yine İstanbul’da kalarak legal writing ve terminology kurslarına katılma imkanını yakaladım. Açık söylemek gerekirse, uluslar arası hukuk büroları nezdinde İngilizce kullanma becerisinin hukuk bilgisinin önüne geçtiği şu dönemlerde Türkiye’de doğup büyümüş ve yaşamakta olan her birey yurt dışına giderek kendini geliştirme imkanı bulamadıktan sonra İngilizce konuşma pratiğinde bir şekilde sıkıntı yaşayacaktır. Ancak İngilizceyi yazabilme noktasında husus bu kadar ümitsiz değildir. Bu yetenek kişinin kendi başına çalışmabilmesi ve gerçekten İngilizce bilen biri tarafından yönlendirilmesi ile yeterlilik bir boyuta gelebilmektedir.

İşte bu noktada ikinci sınıfta Amerikalı hocamızdan aldığım ders ve göstermiş olduğu yakın ilgi sayesinde İngilizceyi tamamen üniversite öğrenmiş bir kişi olarak iyi bir aşama kaydettiğime inanıyorum. Bunun en somut delili olarak da yaz stajı döneminde TOEFL/IELTS dahi almadan başvurmuş olduğum bir çok yabancı hukuk bürosu ile yaptığım mülakatlardaki İngilizce yazılı sınav bölümünde çoğu kez başarıya ulaşmam ve kabuller almam gösterilebilir.

Burada belirttiğim süreç boyunca, yurt dışına gitmek, oradaki öğrenciler ve hocalar ile bağlantılar kurmak ve en önemlisi yabancı dili kullanabilmenin belli bir öneminin olduğunun farkındaydım. Bunun içinde üniversiteyi bitirdikten sonra yurt dışında bir şekilde yüksek lisans yaparsam bunun kariyerim için yeterli olduğunu düşünüyorum.

Ancak, ikinci sınıfın yaz tatilinde yaptığım kısa yaz stajında düşündüğümün aksine hukukçular arasındaki rekabetin arttığını ve uluslar arası iletişim kabiliyetinin daha lisans düzeyinde önem kazandığını şaşırarak gözlemledim. Başka üniversitelerdeki bütün öğrenciler daha birinci sınıftan itibaren yazları ya yurt dışında dil eğitimine ya bir hukuk sertifika programına katılmaya gayret etmekteler ya da okullarını uzatmak pahasına Erasmus programına katılmaktadırlar. Ciddi bir şekilde bu tecrübelerin büyük hukuk büroları tarafından bir farkındalık kıstası olarak kabul edildiğini bu şekilde tesadüfen öğrenmiş oldum.

İkinci sınıfa kadar anlamadığım ve fakültenin sunmuş olduğu bir çok Erasmus bağlantısı, American University Washington College of Law’daki yaz okulu, Viyana’daki eğitim programı ve İspanya Deusto Üniversitesi’nde yapılan sertifika programının amaç ve değerini ancak üçüncü sınıfa başlarken anlayabilmiştim.

Bu nedenle üçüncü sınıfın sonunda o sırada bana en uygun program olan Deusto Üniversitesi’ne gidebilmek için başvuruda bulundum ve 2009 Eylül ayında bu programa dahil olma şansı yakaladım. Burada Fransa’dan Amerika’ya Mısır’dan Polonya’ya kadar dünyanın dört bir yanından gelmiş hocalarla ve öğrencilerle beraber tam yirmi gün boyunca uluslar arası ticaret hukuku üzerine yoğun bir eğitime katıldık. Ayrıca eğitim programı çerçevesinde İspanyol hocaların gözetiminde gruplar halinde kurgusal bir olaya ilişkin İngilizce davacı ve davalı dilekçeleri hazırlama imkanımız oldu. Kısacası yoğun geçen yirmi günlük programın sonunda hem şu an hala görüşmeye devam ettiğim ve benimle beraber mezun/avukat olmuş uluslar arası bir çevre edinme; somut olarak ortaya koyduğumuz İngilizce metin ile mezuniyetim sonrası tüm mülakatlarda teorik bilgi ve İngilizce kabiliyetimin delili olarak sunma ve İngilizce dil pratiğimi geliştirme imkanını yakalamış oldum.

Son sınıfa geldiğimde ise diğer dönemlerle kıyaslandığında hem çok daha yoğun bir tempo içindeydim hem de fakülteyi bitirebilmek için üzerimde yoğun bir baskı vardı. İstanbul’da kalabilmek için iş arama telaşını da bunlara ekleyince gerçekten zor bir dönemde olduğum kesindi.

Bu stresli süreçte ilk dönem biterken Ankara’da Ord. Prof. Dr. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu Kurgusal Duruşma Yarışması yapılacağının ve bunun için bir takım kurulacağının haberi geldi. Yoğunluk ve kararsızlık altında daha sonra yarışmaya da beraber katılacağımız arkadaşlarımla cesaretlenerek bir takım kurup fakülteyi temsil etmek için başvurumuzu yaptık. Yarışmaya katılma iznimiz çıkınca iki ay boyunca –yarı yıl tatilini on gün erken kesip İstanbul’a gelmek de dahil olmak üzere– fakültemizdeki değerli hocalarımızın yönlendirme ve desteği ile haftalık kırk saatten fazla olan derslerimize ek olarak akşamları çalıştık ve Türkiye ön elemesine katıldık. Sonrasında ise ön elemeleri geçtiğimiz ve Ankara’ya sözlü duruşmalara çağrıldımızın haberini aldık. Dilekçe aşamasında Türkiye ilk sekizine girdikten sonra Ankara’da Yeditepe Hukuk Fakültesi’ni temsilen -bize eşlik eden ve yardımlarını hiç esirgemeyen tüm hocalarımız ile- şampiyonluğu kazanmanın gururunu ve mutluluğunu hiç bir zaman unutabileceğimi hiç sanmıyorum.  Çünkü en başta da söylediğim gibi hayatımdaki ideallerime ulaşmamı sağlayacağına inandığım okul olarak düşündüğüm Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin gerçekten en iyisi olduğunu tescil ettirme gururunu yaşayanlardan birisi olmuştum.

En sonunda ise üniversiteyi onur derecesiyle ve yukarıda anlattığım nedenlerle peşinden koştuğum diğer çabalarım ve tüm hocalarımın üzerimdeki emeklerinin bir toplamı olarak bitirdim. Mezun olmadan önce birçok büyük hukuk bürosu ve uluslar arası firma ile mülakatlara girdim, düzenlediklere sınavlara katıldım, İngilizce yeteneği/çeviri yapma testlerine tabi tutuldum, sosyal hayatta neleri başardığım bana soruldu, amerikan liselerinden veya yurt dışında okumuş bir çok insan varken neden benimle çalışmaları gerektiklerini vs. defalarca soru olarak bana yönelttiler. Tüm bu kavram kargaşası içinde bana yukarıdaki soruları soran herkese bu yaşadıklarımın toplamı olarak neden benimle çalışmaları gerektiğini defalarca anlatabildim. Çünkü fakültem ve üniversitem bana yukarıda belirttiğim imkanları vermişti ve ben onları elimden geldiğince kullanmıştım ve gereken yerlerde talep etmiştim.

Bunun sonucunda ise daha mezun olmadan birçok yerden iş teklifi aldım, aradıkları cevapları kendilerine defalarca söyledim ve istediğim bir hukuk bürosunda iş hayatına atılmış oldum. Tabi ki sorun sadece iş teklifi alabilmek değildi, sorun çalışmaya başladıktan sonra öğrendiklerini ayrıca pratikte başarıyla uygulayabilmekti. Açıkçası çalıştığım bir buçuk sene zarfında daha iş hayatına yeni atılmış bir kimseden beklenenin çok daha üzerinde performans gösterdiğime dair olumlu notu alabildiğime dair duyumları aldım. Bu da emin olun ki İstanbul’da gerçekten bir yer edinebilmek için çabalayan bir kimsenin geleceğe ümitle bakabilmesi için ihtiyaç duyduğu en önemli cümlelerden biridir.

Şu an ise yapmış olduğum avukatlık mesleğine bir süre ara vermiş bulunmaktayım. Yeditepe Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin bana vermiş olduğu destek ve yönlendirmeler sayesinde Pennsylvania State University The Dickinson School of Law’da hukuk yüksek lisansına devam etmekteyim. İleride gerçekten olmak istediğim hukukçu modeline ulaşabilmek için kariyerimdeki en önemli adımlardan birini atmış bulunmaktayım ve Yeditepe Üniversitesi’nde almış olduğum eğitimin tüm yardımları sayesinde bir çok yabancı öğrenci ve Amerikalı ile beraber okurken hiç bir zorluk çekmeden tüm çabalarıma heyecan içinde devam etmekteyim.

Bu yazının en başından beri belirtmek istediğim en önemli hususa tekrar vurgu yaparak sözlerime son vermek niyetindeyim. Hiçbir zaman bir başarıya sahip olduğumu iddia etmedim. Eminim benden çok daha başarılı ve çok daha tecrübeli Yeditepeli arkadaşlarım vardır. Hiçbir zaman fakültenin imkanlarından en mükemmel şekilde yararlandığımı söylemedim. Hiçbir zaman yaptıklarım en doğruya götürdüğünü de söylemek istemedim. Sadece sizinle aynı yolda yürürken bir kaç noktada kendimi geliştirmeye çalıştım ve sonuçta olduğum yerde oldum. Tek inandığım şey bilinen bir şeyi birden fazla keşfetmenin kimseye bir yararı olmadığıdır. Fakülteyi kötü sayılmayacak bir dereceyle bitirmiş, ortalamanın üzerinde kariyere sahip bir hukuk bürosunda çalışmış, hukukçuluk/avukatlık piyasasında rekabetin ne düzeye gelmiş olduğunu iyi-kötü görmüş, İngilizcenin hukuk bilgisinin çok ötesinde öneme sahip olduğunu yaşamış ve şu an Amerika’da yüksek lisans yapan bir Yeditepeli olarak tek dileğim benden sonra fakültede okuyacak arkadaşlara kendi izlediğim yolu göstererek onların daha iyi bir yol bulabilmelerini sağlamaktır. Eğer fakülteyi baştan bir daha okuma imkanım olsaydı –en içten samimiyetimle söylüyorum– derslere daha yoğun çalışıp, daha fazla İngilizce ders ve eğitimi için fakülteye başvurularda bulunur, İngilizce pratiğimi geliştirmek için yurt dışı ihtimalleri başta olmak üzere bütün uluslar arası programlara katılır, bu ihtimallerden arta kalan zamanlarda yazları staj için bürolara daha çok başvurur ve sosyal avukat çevremi genişletmek ve fakültemin adını daha iyi duyurabilmek için her sosyal platformda yarışmak yahut çalışmak için çaba harcardım. Özetle, öğrenciliğimiz döneminde tam ne işe yaradığını anlayamadığımız birçok şey mezun olduktan sonra anlam kazanmakta ve ne yazık ki bunların telafisi çok güç olmaktadır.  (Bir legal english kursu, dil okullarında aylık ortalama 500 TL’den başlamaktadır) Bu nedenle tüm samimiyetim ve vefa duygumla yazdıklarım fakültedeki arkadaşlarım için umarım bir anlam ifade eder ve işin düşündüklerinden çok daha ciddi olduğuna dair onlara bir ipucu verir.

Hepinizle pratik hayatta karşılaşabilmek dileğiyle,

Mustafa YAĞCI
Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2010 yılı Mezunu
29/01/2012